Yazarlar

BABALAR GÜNÜ

Veli VERGİLİ

BABALAR GÜNÜ';

         Değerli Okuyucular, Sevgili Dostlar Bugün 15 Haziran 2021 Salı. Her yıl haziran ayının 3.haftasına denk gelen pazar günü kutlanan babalar günü bu yıl 20 Haziran 2021 Pazar günü kutlanacak. Şimdiden ölmüş olan babalarımızın ruhu şad olsun , yaşayan tüm babaların  da "Babalar Günü" kutlu olsun. Böyle günlerin kutlanması güzel ancak babalar senede bir gün  hatırlanacak  kişiler değildir. Her zaman hatırlanıp  gönlü alınmalı , hali hatırı sorulmalı ve ölenlerin ise önemli gecelerde veya her zaman ruhuna Fatiha okunup saygıyla yad edilmelidir. Annemizden sonra bu dünyada üzerimizde en çok emeği olan hiç şüphesiz babalarımızdır.Babalar Günü bir Amerikan İç Savaşı gazisinin kızı olan Sonora Smart Dodd'un önerisiyle gündeme gelmiştir. Dodd'un  babası annelerinin yokluğunda altı çocuğunu tek başına büyütmüştür. Babasının doğum günü olan 5 Haziran'ın Babalar Günü ilan edilmesi için çalışmalara başlamış ama bu çalışmalar o tarihe yetişemeyerek kutlamalar haziran ayının üçüncü pazar gününe ertelenmiştir. Babalar Günü ilk kez 19 Haziran 1910'da kutlanmıştır. 1966 yılında  dönemin başkanı Lyndon Johnson, her yıl haziran ayının üçüncü pazarının Babalar Günü olarak kutlanacağını açıklayan bir bildiri yayımlamıştır. 1972 yılındaysa başkan Richard Nixon'ın imzasıyla Babalar Günü yasal olarak ABD'de resmi tatil ilan edilmiştir.

                  Baba bir çocuğun hayatında en önemli kişilerden belki de en önemlisidir. Pelerini olmayan süper kahramanlara baba denir. Bir baba oğlunun ilk kahramanı, kızının ise ilk aşkıdır. Herkesten güçlü, herkesi yenebilen, her şeyi bilen üstün varlıklardır. Kültürümüzde, baba evin direğidir. O olmadan bir evin ayakta kalması çok zordur. Onun varlığı, çocuklara güven verir. Onunla daha güçlü olurlar. Babalarımız, aynı zamanda çoğunlukla ilk rol modellerimizdir. İlk önce onlara özenmeye çalışır, onları kendimize örnek alırız. Aynı zamanda çekindiğimiz, şikayet edildiğimiz, bazen kendisinden azar işittiğimiz ve hatta bazen dayak bile yediğimiz babalar… Ancak her şeye rağmen, onların yeri bambaşkadır. Onlara duyduğumuz sevgi, biraz gizlidir. Anne sevgimizi dışa vurmamıza rağmen, enteresandır ki babaya olan güzel duygularımızı çoğu defa bir sır gibi saklarız. Fatih Kısaparmak’ın türküsünde dile getirdiği : " Bu adam benim babam / Sekiz köşe kasketiyle / Omuzunda sekosuyla hey /  Cebinde yok parası / Bafra'dır cigarası / Yüreğindedir yarası / Altı çocuk büyütmüş / Bir işçi maaşıyla. " dizeleriyle devam eden türkü her Babalar Günü'nde dinlediğimiz onları sevgi ve saygıyla hatırladığımız ve gözlerimizin buğulandığı ne güzel bir türküdür. Yine şairin dediği:

    ‘’Yıllarca verdiğin güven / Hesapsızca sunduğun sevgi / Düşünmeden harcadığın emek / Hesabını tutmadığın zamanın / Geçip giden ömrün bedeli ödenir mi baba." Yeter mi ki her şeyimi versem   onlara borcumuzu kolay kolay ödeyemeyiz. İnsan çoğu zaman bir şeyi kaybetmeden kıymetini tam olarak algılayamaz . Elbette babalarının kıymetini hakkıyla bilmeyenler vardır .  Fakat onların olmadığı bir dünyayı şöyle bir hayal etmek bile onların ne kadar değerli olduğunu bizlere hatırlatmak için yeterli olacaktır . Bize hiçbir maddi katkısı olmasa bile evimizin baş köşesinde oturup da gözlerimizin içine bakmaları tüm dünya ile baş etmemizde bize en büyük güç kaynağıdır. Babasız bir ev, duvaksız bir gelin ile aynıdır. Bir baba yüz öğretmene bedeldir. Baba sevgisini anlatmaya kelimeler yetmez. Kelimelerin anlatmaya yetmeyeceği bir fedakarlık ve karşılıksız sevgiyi tarif etmemi isteseler ben tek bir kelime söylerim: BABA.  Babalar soğuk görünür ama sıcaklığı öldükten sonra bile hissedilir. Babanın duası, hiçbir engelle karşılaşmadan Allahın huzuruna çıkar. İnsan, babasına borçlu olduğu saygıyı ancak baba olduğu zaman duyar. Baba candır, baba canandır. Baba her zaman sevilecek en güzel sevdadır. Sadece hayat veren değil, hayat verip hak eden  baba adını taşıyabilir. Babana riayet edersen sende oğlundan aynı karşılığı görürsün. Hayatımızda çok özel ve önemli bir yere sahip olan babalarımız, bizler için tüm zorluklara katlanmakla birlikte her daim yanımızda yer alırlar. Sevginin yanında verdikleri emekle de çok özeldirler. Baba cennetin orta kapısıdır. Peygamberimiz : "Ana babasının ihtiyarlık zamanlarında, onlardan birine veya her ikisine yetişip de (lâyık oldukları hürmeti göstermediği için) cennete giremeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün." buyurmuş ve bunu üç kere tekrarlamıştır.               

                     Bir baba yüz evlada bakar da  yüz evlat bir babaya bakamaz. Maalesef bu acıklı hikayede olduğu gibi bazıları eşleri yüzünden veya ahlaki değerden yoksun olmaları yüzünden anne ve babalarına bakmak istemeyip  çareler arıyor veya huzurevlerine gönderiyor. "Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve ‘Ya ben giderim ya da baban bu evde kalmayacak’ diyerek rest çekti.Eşini kaybetmeyi göze alamazdı  babası yüzünden. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can ’Baba ben de seninle gelmek istiyorum. ’ diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Kara kışın tam ortalarıydı ve  korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can sürekli babasına ‘Baba nereye gidiyoruz ?’ diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi, hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı. En son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi. Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can’ın elini tutup hızla barakayı terk etti. Arabaya bindiler. Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can ‘Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim ’ diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında ‘Beni affet baba’ diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu ‘Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet’ diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu. ‘Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki  sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum. "

                   Evet değerli dostlar, ‘’Ne ekersen onu biçersin. ’’ Bu hikayede küçük çocuk babasının aklını başını getirmiş. Hatasından dönmüş. Başka bir hikayede dayak yiyip devamlı gülen bir adam varmış ona niye güldüğünü sormuşlar: ‘’Ben de aynı yerde babamı dövmüştüm. " diyerek talihin cilvesine güldüğünü söylemiştir. Hayat böyle. Varlık nedenimiz olan anne ve babalarımıza onların bize karşı göstermiş olduğu gibi sonsuz bir saygı ve sevgi beslememiz gerekir. Terbiyemizin ve karakterimizin ilk şekillendiği, geleceğimizi etkileyen eğitimi aldığımız ilk yer ailemizin yanıdır. Bizlere sayamayacağımız ve hatırlayamayacağımız kadar iyilikte bulunan babalarımızın değeriyle yaşımız kaç olursa olsun, nerede bulunursak bulunalım babalarımız için daima küçük bir çocuk olmaya devam ederiz. Babası sağ olanlar sosyal medya hesaplarından babalara verdiğiniz değeri bir mesajla gösterebilirsiniz. Ölmüş anne, babalar için sevabı onlara olmak üzere oruç tutmalı, hac etmeli, sadaka vermeli, kabirlerini ziyaret edip Kur'an-ı kerim okumalı ve her zaman hatırlamalıyız. Onların sıcaklığı öldükten sonra bile hissedilir. Aşık Veysel’in sazına dediği  gibi: " Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı / Ben babamı sen ustanı unutma! ’’ Lütfen o  canları unutmayalım. Bu yazımı sosyal medyalarınızda paylaşıp çocuklarımızın okumasını ve ibret almasını sağlayalım. Sağlıkla kalın, insanca kalın, dostça kalın, hoşca kalın…

    Veli VERGİLİ    :     v.vergili59@hotmail.com      :                     Tel :0506418966

    3543 kez okundu.

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

    Yorum yazın
    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları