Yazarlar

İran Ümmet-i Muhammed'ten midir? -2-

Mert ASLAN

    Veda Söylevi'nde Güllerin Efendisi'nin her çeşidini ayakları altına alıp ilga ettiğini beyan ettiği "kan davası", elbette din dışı, akıl dışı, uygarlık dışı, ilkel bir tutumdur; oysa İran bize karşı on dört asır önce yaşanmış, üstelik bizim de açıkça karşı çıktığımız bir iç kavganın kinini ve kan davasını sürdürüyor. Biz her olgun Müslüman gibi atalarımızın savaştığı düşmanların torunlarıyla kavga etmek zorunda olmadığımızı biliyoruz. Benim atalarım ülkemizi işgal eden Yunanlılara, İtalyanlara, Fransızlara ve İngilizlere karşı da haklı olarak savaş verdiler. Bugün aynı işgal gerçekleşmiş olsa, tıpkı atalarımız gibi biz de canla başla karşı koyarız; ama ben o işgalcilerin torunlarına kin gütmek zorunda değilim. Çünkü ülkemi işgal edenler torunları değildi. Hiç kimse babasının ve dedesinin suçlarından sorumlu sayılamaz. Kaldı ki, dedesinin suçunu dürüstçe itiraf ediyorsa, hiç sorumlu tutulamaz. Hem sonra, yatıp kalkıp asırlar önce olmuş bitmiş bir kavganın lafını etmenin ne anlatana ne de dinleyene faydası vardır.Ne yapacaksın on dört asır önce olup biteni? Sanki hilafetin sırasının belirlenmesinde bizim de rolümüz olmuş gibi, sanki Ehl-i Beyt'in öldürülmesinde bizim de payımız varmışgibi kindar bir tutum takınıyor olmaları bizce anlaşılabilir bir tutum değildir; ama bugün olan şey tam olarak budur. Hz. Ali'den önce başkalarıhalife olduysa, ben ne yapayım? Dünyaya on dört asır sonra gelmişiz, o günkü olayın bizimle ne ilgisi olabilir? Muaviye'nin adamlarına Ehl-i Beyt'in öldürülmesi talimatını biz mi verdik? Etrafta, yapılmış olan korkunç katliamdan dolayı mutluluk duyarak "Oh olsun!" diyen biri var mı? Allah'a sığınırız! Öyleyse on dört yüzyıldır ateşini körükleyip durdukları bu kin ve kan davası da neyin nesidir? Şu anki akidemiz ve zihniyetimizle o güne gidebilmiş olsaydık, elbette Ehl-i Beyt'ten yana tavır koyacak, kuşkusuz canavarların önüne dikilip kollarımız açacaktık! Peki Şiiler Ehl-i Sünnet'e niçin hala düşmanlık yapıyorlar? Niçin hala kin ve kan davası güdüyorlar? "Geçmiş çok geride kaldı, olanlar için hepimiz üzgünüz, lütfen unutalım. Artık bugüne ve yarına bakalım!" desek de, bu saatten sonra kimseye laf anlatamayacağımız ortadadır. Her toplum içinde düşmanlık duygularını besleyerek, toplumları birbirine düşürerek kinle ve kanla beslenen zümreler olduğu gibi, İran'da da mevcuttur. Maalesef bugün mevcut Şia kültüründe, "sünnî" ve "kâfir" kavramları semantik olarak birbirlerine çok yakındır ve bu durum, söz gelimi İran ve Irak'ta "sünnî" kavramına sevilmeyen birini tahkir etmek, horlamak, küçük düşürmek amacıyla kullanılan bir hakaret sözcüğü işlevi yüklenecek derecede ağır, kronik, sosyal bir patoloji halini almıştır. Hem de cinnet boyutunda...Saf, temiz kalpli ve öbür taraftan bihaber oldukları için, Anadolu insanından bir kısmı İran'a tarafsız veya sempatiyle bakıyor olabilir; ama şimdi herkese soruyorum: İran sokaklarında Hz. Ebu Bekir'e, Hz. Ömer'e, Hz. Osman'a lanet ediliyor mu edilmiyor mu, sinkaf küfürler ediliyor mu edilmiyor mu? Haydi, biri çıksın, bu soruya "Hayır!" cevabı versin! Bilmiyorlarsa, ben söyleyeyim: Evet, İran'da bu yüce sahabilere sürekli lanet de ediliyor, beddua da ediliyor, ağıza alınmayacak galiz küfürler de! Garip olan şu ki, demin izah ettiğimiz nedenlerle Sünnîlerin kindarlık gibi bir derdi olmadığı için onların kendilerine karşı neler yapmaya çalıştıklarından da haberleri olmuyor. Hatta birine kızdıklarında bazen hakaret olarak "Yezid!" diye bağırıyor, öte yandan çocuklarına isim olarak "Ali", "Hasan", "Hüseyin", hatta onların "Hasan Hüseyin", "Hasan Ali" gibi değişik kombinasyonlarını koyuyorlar. İran'da, örneğin ismi "Ömer","Osman" ya da "Bekir" olanların her gittikleri yerde sorunla karşılaştıklarınıbilmiyorlar. Yazdığım satırları okuyanlar arasında İran'a hâlâ hayranlık duyanlar varsa, önyargıyla kükreyip sövmekte acele etmesinler lütfen. Eğer ilk üç halifeden birinin ismini taşıyorlarsa, değilse yanlarına öyle birini alarakİran'a ya da Irak'ın güney bölgelerine gidip turist gibi değil iyi bir gözlemci olarak bir iki hafta dolaşsın ve her gittikleri yerde nasıl da sorunlarla karşılaşacaklarını kendi gözleriyle görsünler. Yemek yemek için bir lokantaya girerken önce lokantacıya kendilerini ismen takdim etsinler, bakalım yemekten sonra önlerine nasıl bir fatura gelecek? Özellikle Irak'ın Şii bölgelerinde bir camiye gidip "ellerini bağlayarak" namaza dursunlar bakalım, yanlarından geçenlerden birinin ellerine okkalı bir tokat vurmasından ya da secdeye vardıklarında popolarına tekme atmasından kurtulabilecekler midir? O bölgelerde böyle birinin başına gelebilecek en kötü ihtimal karakola ya da hapse düşmektir. Çünkü işkenceye uğraması kaçınılmaz gibidir. En iyimser tahminle söylersek, temiz bir posta dayak yemeden dışarı çıkamayacaktır.Biri her gün yanınıza gelip akşama kadar size iltifatlar ederken, arada bir de dostlarınıza, sevdiklerinize küfürler etse, onu yanınızdan kovmamak için ne kadar sabredebilirsiniz? Hz. Muhammed'e iman edip övgüler düzerken, sevdiklerine küfür etmek olur mu? Allah'ın Resulü'ne içtenlikle iman etmiş, işkence ve ölüm ihtimalleri dâhil olmak üzere bin türlü riski göze alarak onun dizlerinin dibinde oturup yetişmiş, her adımında onun yanında bulunmuş, onun davasıuğrunda her türlü dünya mülkü ve sevdasından vazgeçip defalarca onunla omuz omuza savaşmış, dahası sırf bu nedenle Kur'an'da bizzat Allah'ın kendilerini anarak övgülerini sunduğu o kutlu insanlara saygısızca, kalleşçe, alçakça hakaret, lanet ve küfürler savuran bir topluluk Hz. Muhammed'in ümmetinden sayılabilir mi? Kişisel olarak, buna "Evet" demekte büyük bir zorluk çekiyorum.İster kabul edin, ister reddedin, İran İslam Alemi'nin bünyesinde iflah olmaz bir çürüktür.

    2127 kez okundu.

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

    Yorum yazın
    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları