Yazarlar

SİYASET, YANLIŞLARA BOYUN EĞMEMEKTİR!

İLHAMİ ATASEVER

    Siyaset, aynı fikirlere sahip olan insanların meydana getirdiği toplulukta, çeşitli konuların konuşulması ve insanların fikrini beyan etmesidir. Toplulukta tartışmalar yapılır, doğrudur veya yanlıştır ama fikirler açık açık ortaya konulur. Yanlış anlaşılan konular varsa sorulur, doğrusu öğrenilir! Aksi halde siyaset, ortaya konulan fikirleri anlamadığı halde, anlamadığını kimse anlamasın diye anlamış gibi yaparak veya yanlış anlayarak, doğrusunu öğrenmeden ve en kötüsü de zaman kollayarak ben sana sorarım demek değildir! Eğer siyaset, bu güne kadar bu şekilde anlaşılmış ve bu şekilde yapılmışsa bu çok çirkin ve vahim bir durumdur! Bu anlayış kardeşi kardeşe, arkadaşı arkadaşa düşman eder. Bu anlayış insanların birbirine olan güvenini zedeler. Böyle bir siyasi anlayış "kendini bilen insanlar için" asla geçerli değildir! Bunun adına ister siyaset deyin, ister davranış bozukluğu deyin. Eğitimci olarak bizler, bu tür anlayıştan sadece üzülürüz! Demek ki öğrencilerimize, bugüne kadar bir şeyler öğretememişiz, verememişiz şeklinde değerlendiririz. Çünkü bu günün büyükleri dünün çocuklarıydı! Siyaset denilince aklımıza parti de gelebilir, insanların bir arada oldukları samimi ortamlar da gelebilir. Ama illa da herhangi bir siyasi parti anlaşılmamalıdır! Çünkü hayat, başlı başına bir siyasettir! Zaman zaman yaşadığımız bir takım olaylar vardır. Mesela; Herhangi bir ortamda, herhangi bir konu hakkında fikir beyan ederiz. Ortamdakilerden birisi de olayı anlamadan, ya da yanlış anlayarak, anladığı şekilde başlar sağda solda anlatmaya. Karşıki taraftan da, yaa öyle mi dedi, dememesi lazımdı, nasıl dedi, diyemez, demiş kardeşim gibi karşılık alırız. Anlamadan, dinlemeden, ulu orta başlarız ahkam kesmeye. Sonradan öğreniriz işin doğrusunu, ama özür bile dilemeden başlarız tam tersi abuk sabuk konuşmaya! Sanki konuşan biz değilmişiz gibi. Kim dedi, bu kadar da olmaz ki be kardeşim, yazıktır günahtır demeye! Ehh! Ne diyelim? Allah affetsin hepimizi! Bizler eğitimci olarak, insanların şahsiyetli birey olmaları için çalıştık. Onlara, yanlışlar karşısında tepki koymaları gerektiğini, her ne surette olursa olsun en ufak bir menfaat karşısında eğilip bükülmemelerini öğrettik. Bizler bunları söylerken birileri de bunun tam aksini yapıp menfaatler karşısında eğilip bükülerek, dürüst insanların dürüstlüğünden istifade ederek, maddi veya manevi olarak bir yerlere gelmek için mi mücadele etmişler acaba? Sonra da kazandıklarını istedikleri yönde harcayarak topluma hoş görünüp, aynı zamanda yön vermeye mi çalışmışlar? Eğer böyle olmuşsa çok yazık! Dürüstlük anlayışımız, toplum içindeki siyaset anlayışımız bu ise, olmaz olsun böyle siyaset! Hangi şartlarda olursa olsun, sermayesinin dürüstlük olduğunu söyleyenler kendilerini toplum karşısında bu şekilde harcamamalıdır! Eğer, ideal anlamda insan yetiştiremiyorsak, yetiştirdiklerimiz en ufak bir sıkıntı karşısında bulunduğu makamdan alınmak korkusu ile veya gelecekte herhangi bir makama gelememek korkusuyla doğruları söyleyemiyor, yanlışlar karşısında sesini çıkaramıyorsa bu ülke bu anlayışla nasıl kalkınır? Ama her şeye rağmen bu ülke kalkınacaksa, bu kalkınmışlık o zaman kimlere hizmet eder hiç düşündük mü? Dün kara dediğimize bu gün de kara, beyaz dediğimize bugün de beyaz demek çok mu zor? Aksi halde yaptığımız hiçbir şeyin inandırıcılığı kalmaz! Bu durum kişiler için de, kurumlar için de aynı olmalıdır! Siyasetçiler için de aynı olmalıdır demeye gerek var mı? Devlet insanlar için vardır. Devlet, bütün müesseseleri ile bir bütündür. Doğruluk, dürüstlük hepimiz için gereklidir. Bu işin amiri, memuru, sivil vatandaşı, partilisi, partisizi olmaz. Hepimiz aynı gemideyiz! Dünyada adam gibi yaşamak için dikkat etmez, dünya menfaatlerini elimizin tersiyle itmezsek sonumuz hüsran olur! "İçinde bulunduğumuz huzurlu ortamın, bizlere inanan, güvenen insanların kıymetini iyi bilmeliyiz! Allah muhafaza etsin, ama en ufak bir karışıklıkta bile dünyalığımız ne kadar yeter, hiç düşündük mü? Düzce'nin birçok zengini depremlerden sonra çaresiz kalmadı mı, başını sokacak bir eve muhtaç olmadılar mı? Ne çabuk unuttuk! Bunu anlamak için çevremizdeki komşularımıza bakmamız yetmez mi? Ne dersiniz? Esen kalın.

    2105 kez okundu.

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

    Yorum yazın
    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları