Yazarlar

BİLİRİM SEN SENİ TERCİH EDENİ KİMSELERE VERMEZSİN

Eda BİLDEK

    Önce kendim için, sonra hisseden kalpler için dahası onu aramak uğruna yola çıkıp da onun yarattığında boğulan kalplerin hitapları için kelamın içli gözyaşlarının arasına kıvrılıp, boylu boyunca uzatarak hıçkırıklarımı en sevgilinin huzuruna eğiliyorum. Hani onca yıla onca ayrılığa onca mesafeye, dahası araya giren dünyaya ve dünyalık her şeye rağmen er ya da geç yine tüm yollarımın ona çıktığı sevgiliye dokunuyorum! Ben ona döküyorum içimi, o meleklere işaret ediyor ve sonra ben size anlatıyorum. Siz de birilerine anlatın, zira bu aşk hepimizin er ya da geç uzanacağımız menzilin ötesi, aşkın asıl sesi!"İncire, zeytine, Sina dağına, Ve şu emîn beldeye yemin ederim ki,Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık. Fakat iman edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır. Artık bundan sonra, ceza günü konusunda seni kim yalanlayabilir?Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?" dediğin anın şahitliğinden kalktım ayağa. Üzerimdeki tozu toprağı, kiri pası, kırgınlığı ve tükenmişliği çırpa çırpa yine de yok edemeyerek dayandım kapına. Rahmet rahmet diye kapında gözyaşı dökerken, bahşettiğin yağmurların altından uzandım bir hurma dalına. Tadı damağımda kalan asr-ı saadetin adını anarak çöktüm dergâhına. Ne konuşmaya ne susmaya takati olmayan kulluğumun halinden sen anla! Hani aşağıların en aşağısına en güzel biçimde yarattığın insanı attığın anın imtihanında, bağışlasın beni cennetin tüm milimleri, uzandım yasak meyvenin çağrısına. Çok aldandım. Ey hu, en çok sen bağışla! Ben ki ne cennetin kokusunun aydınlığını görmüşüm ne gökyüzünün berraklığını... İlle de dünya diyerek kapılmışım yarattığın dünyanın nimetlerine... Oysa o nimetlerden de mahrum edilmemişim de ben istemek de ileri gitmişim yahut ileri gidenin peşinden gitmişim... Büyük konuşmuş olmalıyım ki her milimde seni anarken, baktığımda hep seni görürken bir anda yasak meyveye uzanır olmuşum... Oysa cennet bile değildi benim derdim, bir tek cenneti yaratan senin sevginden mahrum kalmaktı endişem. Şimdi aldanmış yanımın kıvranışlarındayım. Lakin şimdi kalktı perdeler, çekildi sis, duruldu dalgalar... Her mesafe kısaldı, her yol sana uzandı. Her ne işitsem kalbime bir sen çöktü, sonra bir ah, sonra bir eyvah, sonra, sonra, ahh sonra bin afff! Beni sen anla, beni sen bağışla ve bana bir tek sen kal! İhlal edilmiş günlerimin, talan edilmiş düşlerimin, ihanete boyanmış kutsallığımın ve senin şahit olduğun ömrümün yalanla, hileyle incitilmiş anlarının ertesindeki halimden tut, tut ki düşmeyeyim, sar ki kalbim kararmasın, öfkeye yenik düşen kullarından olmayayım! Ne şikâyet etmeye ne affetmeye mecali olmayan halimi ne olur, ne olur bir tek sen anla! Kalbim ile aklım arasındaki mahşerde ayaklarım ne geri ne ileri gitmedi. Dualı gözyaşlarım vardı, bu yüzden silmedim yağmurumu, yanaklarım da yüreğimde ıslak kaldı. Koştum Rahim adının tecellisine "Ey Vedud!" dedim de okşayıverdin kırık kalbimi. O vakit uzandım katındaki dinginliğe, yutkundum öfkemi ve ağladım içli bir ney gibi... Dokundum kalbime, ne dışımdaki tufan ne önümdeki uçurum ne de üzerime yağdırılan kıyamet ürkütmedi beni! Hiç tereddüt etmedim. Hiç iflas etmedi sevgim. Dedim ki Ya semih işit beni, ben yanılsam da sana iman etmekten hiç geri durmadım. Oysa yüküm ağırdı, çetindi imtihanım. Ve sen bildin beni! Eyy kudreti sonsuz, güzelliği emsalsiz, varlığı aşikâr olan! Eyy katından sevgi yağdıran! Sen rüyalardan kapılar açınca ömrüme ve sonra bana kalk diye emredince, ben uyandım acizliğimden. Bağışladım kalbimdeki sevgiyi de, geçmese de kırgınlığım... Bağışlamadıklarımı da sana havale ettim, en aşağıların en aşağısında saltanatın en ulvi makamında olduğunu sanan yanlarıyla sana havale ettim! Bir tek o müstesna! Onu bağışla dedim, beni de bağışla! Ve sen eyy sonsuz sevgili bağışlar gibi sundun yağmuru delil olsun diye üzerime... Katran karası yangının tam ortasında iken varlığım! Ve sen sardın! Şimdi bıraktım hesabı, yumdum gözümü yüreğime... On bir ayın sultanının eteğine çöküp de sığındım Kur'an'ın rahmetine... Üzerimde rahmet âminleri, ne olur aç kapılarını ben sana geldim. Ben sana gelmek için en kul yanımı seçtim. Ama kim iddia edebilir ki benim gelmediğim anlarda da senin benim dışımda olduğunu? Değil mi ki sen ve ben hep işaretlerin diliyle konuştuk ve ben hep sana geldim, senin kapına dayandım. Seninle dertleştim. Bilirim ki ben anlatmasam da sen beni anlarsın ve yine bilirim ki sen benim kahrıma da nazıma da tebessüm edip beni çağırırsın, alırsın makamına ve dersin meleklerine " işte bu kulum "diye! Gönlüm kanadı, dudaklarım kurudu, gözlerim kan topladı; ben yine de şikâyet etmedim. Sadece sende ağladım, sen benim yolum, menzilim, durağım, kapımsın! Şimdi bağışlasın beni günahsız yaratılışlar, ben âdem yanıma kandım. Kul olabilmek için yanıldım. Ahh beni en çok sen bağışla, sevgilim, ışığım, aydınlığım ve kurtuluşum. Kalbimde çığlık çığlığa, yine kulluğumun ısrarı... Olsun, ne olur olsun dediğim dualar... Hani çocukken seviyorsan beni, yağdır yağmurlar dediğim anın şımarıklığıyla ama en sıfıra düştüğümde bana verecek olan sensin dediğim anların inancıyla ve vereceğin anı bekleyen yanımın uysallığıyla geldim kapına... Dertleşmeye, bağışlanmaya, dualaşmaya... Hani efendimiz diyor ya "Ben, beni tercih edeni kimselere vermem!" diye, biliyorum o senden öğrendi sevmeyi, bu yüzden mutmain kalbim! Sen, seni tercih eden beni görmezden gelmezsin, beni kimselere vermezsin! İncire, zeytineSina dağına Ve şu emin beldeye yemin ederim kiSen biz insanoğlunu en güzel biçimde yarattın!Sonra imtihana yenik düşüp de aşağıların en aşağısına çevrildikFakat sen, sonsuz rahmetinle sana iman edenleri ecrinden ve affından mahrum bırakmadın!Artık zulmeden insanların cezalandırılmayacağını ve İyilik sahiplerin mükâfatlandırılmayacağını kim iddia edebilir?Şüphesiz sen hüküm verenlerin en üstünüsün! Olsun varsın dertlerim. Olsun varsın anlamayanlarım. Ne işlediğim günahlar kırabilir ümidimi ne dünyalık herhangi bir şey... Bilirim, sen Aişe'yi katında aklayan o büyük hâkimin ta kendisisin ve sen Vahşi 'yi iman kapısını açan hidayet edicisin! Sen Âdem- Havva üzerinden Dünya'yı imtihan deryası olarak insanlığa sunan Rahimsin! Benim dermanım sensin. Şimdi geldim kapına, dertlerimi bir tek sana anlatmaya. Mühürlenmiş acılarımı seninle açmaya. Kanayan yaralarımı seninle bir güle boyamaya. Sana geldim, kim iddia edebilir ki bunca zaman sensiz olduğumu, ben her yeni günde sende tazelenen kulun ta kendisi olduğumu bilerek geldim. Ya hayy, susmasın ayetlerin yüreğimin kubbesinden, ben sana geldim! Bilirim, sen seni tercih edeni kimselere vermesin!

    2333 kez okundu.

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

    Yorum yazın
    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları