Yazarlar

IŞIK SÖNÜNCE -LEYL- DEMİŞSİNİZ

Eda BİLDEK

    Fark edince gülün, denizin, yağmurun ve bulutun hayatımızdan ansızın çekip gitmiş olduğunu... Fark edince artık yağmurun konuşmaya güç yetiremeyecek kadar küskün olduğunu... Öğrenince sarsılmaz dağlarında gün gelince büyük sarsıntılarla devrilebileceğini, dost dediklerimizin mağaramızda bizi bir başımıza bırakacağını; susuyorduk!Elimizden alınması imkânsız gibi görünen tek şey olan geçmişi yitirmiş olduğumuzu bir kez daha fark edince anlıyorduk ışığımızın sönmüş, inandığımız her ne varsa hüsrana boyanmış olduğunu. Hissetmek ile fikir etmek arasındaki kıldan ince olan sıratta ayaklarımızın altındaki cehennemin lavlarını bile hissede inadına yürürken zikrettiğimiz acıların nefeslerinde büyüyorduk.Tıpkı ölmek gibi yaşarken ölmenin de ancak kendi nefsimizde izlerinin şiddetli olacağını, bizim kalbimizde bir bitiş yaşatacağını tecrübe ediyorduk. Ölmeden ölüyorduk, toprak yerine terk ediliş ile örtülüyordu üzerimiz. Ateş bizim yazgımıza düşerken bizden ötesini tutuşturmuyordu. Kırıldığımız yerden bir daha, sonra bir daha, sonra bir daha... Her defasında daha sarsıcı, daha derinden, daha umutsuz ve güvensiz... Sonra değişiyorduk, inançsız, güvensiz, isteksiz oluyorduk.Hani aynı şey sürekliliğinde uyuşturuyor ve alıştırıyordu bünyeyi, alışmayanlar dergâhına katılıyorduk. Ödünç ek fiiller ekliyorduk hayatımıza, onlarla yaşamaya koyuluyorduk. Oysa net fiillerimiz vardı etken, dönüşlü... Gün geliyor işteş fiillere ekleniyordu hayatımız; sonra işteş fiillerden aldığımız yaralarla sarsılıp, etken fiillerle yetinmeye mahkûm ediliyorduk. Ses çıkaramıyorduk, hesap soramıyorduk, sorgusuz sualsiz çekiyorduk.O vakit anlıyoruz, hani sesimiz duyulmayınca, acıyı veren acımızı görmezden gelince, üzerimize sahtelik sinince; çaresiz anlıyoruz: yanlış dileği tutmuşuz büyülü suyun başında. Oysa "Ya Rabbi, bize saf olanı ver, kendi kaybolsa bile hatrı kaybolmayanı, gidişi özlem olup da ihanet olmayanı, yarası sevgiden olup da sevgisi yalan hissi bırakmayanı ver" demeliymişiz. Bunu vermezsen bile, içimizdeki hallere tercüman olacak lisanı, üzerimize inen hüzne dayanacak iradeyi ver demeliymişiz. Yine yanlış dileği tutmuşuz da büyülü suyun başında, ışık sönünce apansız kalmışız.Işık yok, ışık... Siz en değerli diye anmışsınız, o ben toz bulutuyum diye dökülmüş önünüze... Siz la havle çekmişsiniz, ışık demeye devam etmişsiniz o kendinin farkında olmama yemini etmiş. Kaç kefaret gerekir bu yemine bilememişsiniz! Sizde terk etmişsiniz diyarınızı, karanlığa doğru yürümüşsünüz, Mevla var demişsiniz. Yetinmişsiniz. Kazanız mübarek olsun, vebali kime olsun demişsiniz?!Yitirdiğininiz bir aynanız olduğunun bilincine, yitirilen bir ayna olmadığınızın bilincindeki mekânda, açıklanamayacak bir bilmecenin tefsirini yaşayan siz bile yapamazken, size bir buhran kalır... Ne hırs, ne mağlubiyet, ne öfke; sizi lime lime eden güvendiğiniz yerden kırılmanız. İşte bunun telafisi yok! Güvensizsiniz artık!İşte tamda güvensizliğinize çare olamayınca kalbiniz, çökersiniz Mevla'nın merhametine... Dilinizde Leyl... Oyy sen ne güzel seslenirsin, eyyy leyl!Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla. 1. (Karanlığı ile etrafı) bürüyüp örttüğü zaman geceye, 2. Açılıp ağardığı vakit gündüze, 3. Erkeği ve dişiyi yaratana yemin ederim ki, 4. Sizin işleriniz başka başkadır. 5. Artık kim verir ve sakınırsa, 6. Ve en güzeli de tasdik ederse, 7. Biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız). 8. Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, 9. Ve en güzeli de yalanlarsa, 10. Biz de onu en zora hazırlarız. 11. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez. 12. Doğru yolu göstermek bize aittir. 13. Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir. 14. (Ey insanlar! ) Alev alev yanan bir ateşle sizi uyardım. 15. O ateşe, ancak kötü olan girer. 16. Öyle kötü ki, yalanlayıp ve yüz çevirmiştir. 17. En çok korunan ise ondan (ateşten) uzak tutulur. 18. O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir. 19. Onun nezdinde hiçbir kimseye ait şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. 20. O ancak Yüce Rabbinin rızasını aramak için verir. 21. Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır. Bir yemin düşer gönlünüzden evrene, bir niyet düşer Mevla ile sizin aranızda delice... Değerli olana şikâyet edersiniz çaresiz, bilirsiniz o el-emin! Sarsmaz, terk etmez, hakkaniyetlidir! Şükredersiniz! Işık yok. Güven yok. Rahmet yok. Ve dahası artık siz yoksunuz! Yine de belki, bir gün yeşerirsiniz diye dilersiniz... Dilersiniz... Işık sönünce apansız kalakalmışsınız...

    2392 kez okundu.

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

    Yorum yazın
    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları