Yazarlar

KALP HİSSEDİYOR DA DİL ACİZ

Eda BİLDEK

    Yer aynı yer ama ben aynı ben değilim. Derunumda sızlayan kimliğimin lisanı değilim. Hani onca yıl gelsin diye beklediğim ışığın göz kamaştırıcı seyrindeyim de ışığa bu benim ışığım diyemeyen bedeviyim! His benim hissim; söz benim sözüm; fikreden benim! Peki, sen kimsin? Adın birçok isimle kalbimin kubbesinde dönüyor da "ışığım" kelimesi dudaklarım mim gibi suskunluğa doğru akarken sükûtun ellerinden kaçıp feryat oluyor! Feryadım sensin! Amansız bir acının koynundayım ben. Çatık kaşları tüm geri dönüş biletlerimin. Biliyorlar dönmeyeceğimi... Yürüdüğüm yolun uçurumları korkutmuyor beni, ürkütmüyor yitmek, tükenmek; tek korkum var: Işığımı kaybetmek! Ahh ışığım, gerçek o kadar yakınımızda duruyorken, gerçeği o kadar berrak görmenin hikmetinde nasibimsin sen benim! Aydınlığımsın! Tahammülsüz kalbim sensizliğe... Derunumda sızlayan sensizliğe çare ne? Sen ve ben bir vakit birbirine akacak nehri kucaklayacak iki kıta iken; vakti gelince bir denize mi dönüştük? Şimdi kim inse denizimizin kıyısına dalgalar mı vurur yüzlerine? Dokunmasın kimse bana karışan sularına... Sen benim içinde eridiğim denizin ta kendisisin! İlkin ismini duydum senin... Sıcacık aktı içimin derinliklerine... Sonra suretin düştü gözlerimin en yeşil kıyılarına... Bir çift kahve, bin yıllık hatır, ezeli tat... Köpük köpük kaynadı içimde suretine düşen adın... "İçimde atılan cihanın adıydın sen!" Uzun uzun izledim suretini, ince ince hissettim yüreğini... Sonra geldin bir gün sen, kelamın değdi kelamıma; fikrime, gönlüme, zikrime düşenin kelamı da tamam eyledi cihanı! Lal olan dilime bir miras gibi kalbin! Yazan benim ama kelamın nazı niye bana? Nazın niyeti kalbine bahtımı kılmak mı müptela? Şimdi eyy gelişi cihan olan sevgili, ömrüme rahmet olan efendi! Eyyy cihanımın hükümdarı, de hadi bana; deyiver benim sana olan düşkünlüğüm niye? Sorma, de ki sen benimsin, toprağımsın, nevbaharımsın! De, hadi de; gitmeye niyet edip yola çıktığım umrenin yoldaşısın! Lütfeyle ömrüme gülüş; bil ki senin hüznündür beni dağıtan, ufalayan, viran eden! Sever misin beni diyen kalbine nasıl olurum lal-u ekber? Yer aynı yer ama ben aynı ben değilim. Ben ki senim artık! Hissim sen; fikrim sen; düşüm sen; rüyam sen! Bak nasıl atıyor nabzım: SEN, SEN, SEN! Sorduğun tüm soruların eşiğinde çarpıyor da kalbim; hisseden kalbim utanıyor dillendirmeye çığlık çığlık sevdamı sana! Hani onca yıl tarifini yapıp da bulduğumu sandığım her anda bulmadığımın ıstırabı ile kıvrandığım aşkın manası sen! Şimdi ben o mananın kalıbındayım; yoğur beni kendinle, ben ki sana köleyim! Ahh sultanım, efendim, sevdam, sahibim; bak binlerce hitabın içinde yine çığlık çığlığa IŞIĞIM! Adın mı ne? Bil sevdam; sana dökülen kelamın alnında yazılı adın! Bir tek görmeye nasibi olanların görebileceği sır ile işledim adını satır aralarına... Hadi bul; ben senin hümeyran! Ben sana elif! Sen bana; birçok şey! Sen bana bin hitap; yok, yok sen bana kırk yılda bir gibisin yahut bir yılda bin gibisin... Aşkın nar taneleri gibi dağılıyor yüreğimin hudutlarına! Kalp hissediyor da dil aciz affet sevgili! Peki, sen kimsin? Adın birçok isimle kalbimin kubbesinde dönüyor da "ışığım" kelimesi dudaklarım mim gibi suskunluğa doğru akarken sükûtun ellerinden kaçıp feryat oluyor! Feryadım sensin!

    2489 kez okundu.

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

    Yorum yazın
    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları