Yazarlar

´CANIM İSTEMİYOR OYSA GÖNÜL İSTİYOR´

Eda BİLDEK

    Kalbin direnci bitiyor. Bitiyor direnci kalbin. Kapanıyor içine, sanki içinde ferahlayacakmış gibi. Oysa bütün yük içinde... Derin, bilinmez, ağır bir dünya olup dönüyor yüreğinde an be an. Kim anlıyor diye bakınıyor sessizce çevreden en yanı başındakine kadar göz gezdirerek. Sonra burkuluyor, herkes kendince anlıyor diyor. Anlamış gibi büzüyor dudaklarını. Direncini yokluyor, ama nafile çoktan yorulmuş kalbi. Gücü yetmiyor kendini bile ikna 'ya. Hayat diyor, sınav diyor, imtihan diyor. Diyor, diyor da yaşarken denildiği kadar kolay olmuyor; dayanılmaz oluyor. Zamanın küçük, en küçük kıyılarına attım kendimi. Sormadım kalbime ne hissediyorsun diye. Sanırım diyemeyecek kadar derin bu kez yangını. Sormayı bıraktım bende yaşıyorum yangınımı. Değil mi ki kalp hissedince varlık kazanıyordu, hissetmeyeni taşımak niye! Küçük bir tutku denemesi, küçük bir sevgi, sevgi şu tarafa, tutku öte tarafa... Öyle mi? Hayır, değil. Bu yüzden çoğalıyor yangınım. Hangi yana atsam adımımı uçurumdu. Ama kalbim henüz içindeki yangına dokunamamıştı. Bu yüzden dokunana kadar tutsaktı. Acısına tahammül edemeyince araladı kalbimin dilini, oysa ona kaç kez sus dedim, olma oralı, sorma! Ama dinlemedi beni, aklım dinlerdi de beni her dem; kalbim diz çökmezdi. Neredesin dedi, neredesin... Sesi kalbinde feryattı da karşıya ulaşana kadar fısıltıya dönüştü. Buradayım dedi karşıdaki ses, kalbimin dili haykırmak istedi, burası neresi? Buradasın da, hani kalbim de nerede? Senin yerin benim dışımda değil; kalbimde demek istedi de demeye utanıverdi. Burası neresi diye sormayı istedi, sormaya gücü yetmedi. Neden yazmadın dedi, niye seslenmedin bir cümle olsun kalbime deyiverdi kalp. Karşıdaki bir tek neden yazmadın kısmını işitti. Kalbin sorusu yangındı; aldığı cevap net: "Canım istemedi. "Karşıdakinde bu cümlenin manası neyse ne, ama ben de canım seni istemediydi. Ne acı! Sessizce "Bir şey yok!" dedi kalbim ona, bir şey yok! Oysa çok şey var sessizliğinde. Küçük bir tutku denemesi, küçük bir sevgi denemesi belki de. Oysa çokça yangındı kalpte, anlatamadı. Kalbin bir yanı aşk ise, öteki yanı korku... Ve anladı ki aşkın ölümü yenmesi çok yakındı ve karşıdaki kalpte ona en çok acıydı. Ve susar... O susunca susar kâinat. Susar mevsim, gece susar... Yetinmez gün ışığı susar. Saksı da begonya, ağaçta kumru susar. O susar, içinizdeki ülkede yas ilan edilir. Kirpiklerinize ağır bir hüzün düşer. Dudaklarınızda kelimeleriniz uyur, yüreğiniz kıvrılır aşkın kollarına, anne karnındaki bebek misali. Susar ve siz konuşmaya susarsınız. Sessizliğiniz bir feryat olur vurur gönlünüzün kıyılarına, deniziniz taşar. Ve susar... O susar siz konuşmanın felsefesini yaparsınız. Tek tek geçersiniz muhabbetinizin üzerinden, suskunluğu ile konuştuğu anların arasındaki gerçek kimliği hangisi diye kalbinizde bir mahkeme kurarsınız. O susar, söner ışıklar; yıkılır inançlar ve siz dağılırsınız. Mahkeme yarım kalır, tutanaklara suskunluk geçirilir. Suskunluğun ortasında, yarım kalan sorgulamalarınızın eşiğinde deyiverirsiniz"Sağ yanımdaki gamzeye düştü, dudaklarından yakıcı bir cümle. Yanağımdaki tek gülşeni, gerdanımdaki çift beyazı yaraladı. Saçlarıma sindi yaranın kokusu, keskin bir hüzne bulandı. Canım sana küskün, dilim diyemiyor."... Dil diyemiyor, kalp hissetmeden edemiyor. Işık yanmıyor, adıma kalıyor zehirli sarmaşık da manası kalbime karşıdakinin kalbindeki mana ile düşmüyor. Tutkunun gecesi bitiyor, konuşmanın felsefesi suskunluğun koynunda hayat bulmaya aday iken, sevginin yanılgısı kalbe ağır geliyor. Bayım aşk diye bir şey yok demiştiniz; bir vakit sonra tutku aşktan daha gerçek ve derin diye eklemiştiniz. Sorgulamaya kalktığımda bana sorma aynı manadayız demiştiniz... Siz tutkuyu da bilemediniz yahut gerçeğiniz olan tutku sınanmaya gelemeyecek kadar derin bir mevzuydu, siz idrak edemediniz. Şimdi bayım öğrenince büyünün bozulduğunu ve hikâyeyi önce kahramanların terk ettiğini dil söyleyiveriyor "Canım istemiyor."... Bu cümle kalbe ağır geliyor, yüreğimde bunu diyemiyor. Dudaklarınızın arasındaki kalem kırılınca, toparlanamıyor, dağılan mürekkep en çok güveni dağıtıyor. Ne olurdu enkaza dönüşmeseydin... Ve suskunluğun teorisi ya bağımlılığı arttırır yahut karşıdakini susturur. Dozunu yüksek verirseniz genelde buz kesilir... Oysa ben yanmayı yeğlerdim. Bayım önce yaktınız, sonra buz kesiliverdi adınız. Evet, evet "Canım istemiyor"! Fena; oysa gönül istiyor! Ala...

    2714 kez okundu.

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

    Yorum yazın
    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları