Yazarlar

´ BÜTÜN SUÇ ONUN´

Eda BİLDEK

    Sanki ölümcül bir hastalığa yakalanmış gibi çürüyorum. İliklerimde dolaşan kanın sıcaklığıyla kavgalıyım, o olmasa sanki içime sızmayacak acılarım, beni yoklamayacak, kırmayacak direncimi, bütün suç onun işte! Bütün suç onun... Kalbimin çarpıntısına hız kazandırıyor damarlarımda aktıkça. Oysa ben ölümcül bir hastalığa yakalanmış gibi çürüyorum. Çürümek bir hastalık mı yoksa bir ironi mi, bilemedim şimdi! Ama haşin, sinsi, derin bir soluğu var hissediyorum. Onunla ilk kez mi tanışıyorum diye düşünemeye başladım, oysa bana aşina bakışlarla yaklaşıyor. Derime sızıyor, hücrelerime bırakıyor soluk rengini. Gitmek istiyorum ondan ama kalkamıyorum ayağa! Uyuşmuş gibiyim, duymuyorum yahut duyduklarımı algılayamıyorum, sana ne oluyor diyenlere, bilmiyorum diyorum, bilmiyorum. Aslında çok iyi biliyorum, ben çürüyorum! Dudaklarımda hep aynı şarkılar dönüyor, aynı sözcüklerin etrafında dolaşıyorum, çıkmaz bir sokak gibi ruhum yahut çıkmaz sokakların kaderine ortak oluyor ruh halim. Devletlerin kaderi var, tüm var edilmişlerin kaderi olduğu gibi. Biri bana bunu inkâr etsin, inanmak istiyorum! Yerimden yorgunca doğruluyorum, yürüyorum adım adım bu günü, üzerime üzerime geliyor tarih. Ben bu güne adım attıkça geçmiş enseme dokunuyor. Bütün suç onun diyorum, bütün suç onun! Sınırlarımızdaki hareketliliğe kayıyor gözlerim, olanca uzak mesafeden nasıl bunca hissediyorum. Buruşturuyorum yüzümü, şimdi ne gerek vardı bu çatışmaya diyorum. Meydan muhaberesi değil bu; psikolojik muhabere! Psikolojimi yokluyorum, sinyallerinde yine geçmiş çatışmaların ayak seslerini işitiyorum. Elime aldığım gazetenin köşe yazılarında, manşetlerinde gezdiriyorum bir nebze gözlerimi, yüreğimi yokluyorum. Göğsümün üzerine çöküyor bir dağ! Suriye ne vakit bize düşman oldu diyorum? Bırakıyorum elimden gazeteyi kenara, Fetih suresinin içine doğru koşuyorum! Değil mi ki Fetih zaferdi inanan kalplere! Böyle ferahlatıyorum kalbimin daralmış milimlerini, elime bir fincan kahve alıyorum, açıyorum ana haber bültenlerini... Şehit düşen polislerin, düşürülen uçakların, seçimlerin, verilen kararlar uyuşmayınca birbirine düşen partilerin haberleri arsında dolanıyorum. Bir anda küçücük bir çocuğun ıslak gözlerine takılıyorum, gencecik bir kadının şehit düşen eşinin tabutuna sımsıkı sarılışını gözlemliyorum. Onların dışında hiçbir şey göremiyorum, bir fincan kahve takılır mı boğaza, yutkunamıyorum! Benden küçük bir kadın, anne olan genç bir kadın diyorum! Yarım kalmış bir evlilik, sıcaklığının rengini tamamlamamış bir eşlilik, çocuğunu babasının kucağında görememiş bir genç kadın için çok ağır diyorum! Kahvenin dumanına karışıyor gözlerim, kıymetsiz mi ömürlerimiz diyorum. Tutamıyorum kendimi ağlıyorum. İşitmek istemiyorum yükselen sesleri, hepsi aynı artık diyorum, birbirinin aynı. Aynı klişeleşmiş teselli sözcükleri, oysa teselli edilemeyecek kayıplarımız var bizim diyorum. Kapatıyorum TV hışımla. Öfkemle yüz yüze gelince "SABR", diyorum. Ölüm hak! Evet, ölüm hakta diyorum, ne şekilde ve ne uğruna ölmekte önemli diyorum! Çatılacakken kaşlarım, şehitlik bir makam diye fısıldıyor yüreğim, tam hafifleyecekken; bir yaşındaki çocuğun babasız kalan gözleri geliyor oturuyor gözlerime kahroluyorum... Gerilmiş sinirlerin kıskacında olduğumuzu hatırlıyorum. İplerin kopma noktasında olacak kadar gerildiği bir anın koynunda solumak çağı neymiş hissediyorum. Olabilirlikler ve olmaması gerekenler arasında med-cezir oluveriyor damarlarımdaki kanın ritimleri. Hissediyorum! Soğuyor kahvem bir anda, buz kesiliyor; hatırlıyorum. Kendi kendime fısıldıyorum kahvenin bile kırk yıl hatırı varken; ülkelerin dostluklarını liderlerin hırsları bozabiliyor diyorum. Hırs düşünce bir liderin kanına ne kendi halkının huzuru kalıyor ne dost ülkelerin huzuru... Bozguna uğruyor huzur bir anda; fikirlerimde bile huzurun işgali bunca can yakarken; sınırlarımızdaki bozgunluğu anımsadıkça sığınıyorum Rahmanın katına. Değil mi ki bozuldu dışımızda bir şeyler, huzursuz bir neslin sesleri kaplıyor evreni. Uyanamıyoruz güzel yarınlara... Suriye'nin kaderi bu belki de, hırslı ve acımasız liderlerin zulmü ile ağlamak! Peki ya bizim kaderimiz ne diye sorguluyorum hafızamı, bizim kaderimiz arada olmak! Gerginlikler artıp, huzur bozulunca; savaş sinyalleri dağıtıyor dostlukları. Bozuluveriyor bir anda anlaşmalar, taraflar sinsi adımlarla yokluyor iki hattı. Kızgın bir çemberin içinde gerildikçe geriliyor liderler, bozulmaya başlıyor anlaşmalar. Psikolojik çatışmaları takip ediveriyor zehirli bir kan gibi ekonomik krizler. Bu kez bozulan bunca durumu hafifletmek adına toplanıyor devlet liderleri çare olarak halkı rahatlama psikolojisi uygulamak adına ERKEN SEÇİM sinyalleri veriyorlar. Ülkelerin erken seçim, ekonomik rant sağlamak için avcı gibi ortamı yokladığı zamanlarda çok dikkatli olmamız gereken bir süreci yaşıyoruz. Özellikle Suriye ile ilişkilerimizde ortamdaki kopma noktasında olan ilişkileri gözden geçirmeli ve Müslüman ve sınır komşumuz olan bir ülke ile aramızda kopmalar yaşamamamız gerekirken Esad gibi kan dökmekten geri durmayan bir liderden de korkmadığımız ona gösterilmeli... Şimdi derin bir nefes çekmeyi isterdim diye geçiriyorum içimden. Ama rahatlayamıyorum. Oysa yazmak hafiflemekti içimde. Yükümü kelama damıtıyorum. Bu kez ne kelam hafifliyor ne de ben... Üzerimizde gerginliğe ve bozulan huzura kurban gidenlerin toprak olan tabutlarının düğümlenmiş hüznü ve arkalarından kalanların paylaşılamayan gözyaşları... Ağlamak ve vatan sağ olsun demek, nafile; biliyorum. Bu yüzden kapıyorum tüm gazeteleri, Tv'yi, kapanıyorum içimdeki hüzne ve el açıyorum rahmet sahibi olan Rabbe! Dua değil midir tüm zorlukları kolay hale getiren; duanın varlığında ümitleniyorum... Bütün suç onun, ölümcül bir zehir gibi Ademin kanına işleyen hırs ve öfkenin!

    2386 kez okundu.

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

    Yorum yazın
    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları