Gündem

AH ŞU OKULLAR OLMASA !

31/08/2021 13:02
AH ŞU OKULLAR OLMASA !

                           Değerli Okuyucular, Saygıdeğer Dostlar, bu haftaki yazımın başlığını ‘’Ah şu okullar olmasa! ’’ diye belirledim. Sebebine gelince 2020 Mart ayında ülkemizde  koronalı hayat başladığından beri  yöneticilerimizin, okulları ülkenin kamburu olduğunu düşünenlerin, cumhuriyetten beri okullara karşı alerjisi olanların, çocuklarını çalıştırıp menfaat sağlayanların çok kullandıkları  bir cümle. Okullarda görev yapan okul yöneticilerinin bu  cümleyi ah şu çocuklar olmasa  diye kullandıkları bu cümlenin nereden çıktığını araştırdığımda bu cümleyi   kullanan kişiye benim gibi siz de biraz hak vereceksiniz.

                   Bu cümleyi  ilk defa kullandığı söylenen Emrullah Efendi “ 1871’de Mülkiye’yi bitirmiş, çekirdekten yetişmiş idealist bir milli eğitimci. 1882 Yanya, 1884 Selanik, 1891’de İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü yapmış. 1902’de reformcu görüşleri nedeni ile İsviçre’ye kaçmak zorunda kalmış, 1908’de Galatasaray Lisesi Müdürlüğüne atanmış, 1909’da da maarif nazırı olmuş. Reformcu görüşlerinden dolayı sıkıntılar çekmiş,  liselere felsefe derslerini bakanlığı sırasında ilk kez o koydurmuş. Açtığı okullardan rahatsız olan ve açacağı okullar için Maarif bütçesine ek ödenek istemesine kızarak 'Bıktık senin bu okullarından' diyenlere karşı şimdilerde hep yanlış kullanılan meşhur sözünü söylemiş: 'Şu okullar olmasa maarifi ne güzel idare ederdim.' demiş. " Bazen anlayıp dinlemeden,araştırmadan geçmişte kullanılan bu ve benzeri sözleri olumsuzluk anlamında kullanıyoruz. Öğrendiğim kadarıyla Emrullah  Efendi yaşadığı dönemin en önemli bir kişisi olarak ön plana çıkıyor. Belki de geçmişten günümüze yaptığı reformlar anlatılmayıp kullandığı bir söz daha çok hatırlanıyor. Hayat böyle bir şey. Bugün çalıştığı okullarda o kadar çok arkadaşımız varki yaptığı güzel şeyleri reklam olur diye anlatmayıp sırf çocuklara hizmet olsun diye çalışan fakat kendini ön plana çıkarmayıp ben değil biz yaptık diyerek arkadaş çevresini ön plana çıkaran bu arkadaşlara selam olsun. Kırk yıl görev yaptığım devlette ben de hep böyle olmaya çalıştım. Allah biliyor diyerek yaptığım her işte vicdanımı sorguladım. Önce Allah’a sonra maaşımı aldığım devletime karşı  sorumluluğumun bilincinde oldum. Bugün çalışan herkesin maaşını almak için gittiği banka ATM'sinde kendini sorgulaması lazım. Aldığım bu parayı hak ediyor muyum ? 

            Değerli Okuyucular, bu haftaya kadar bu okul ve eğitim başlığı altında bir yazı yazmadım çünkü okullar iki yıla yakın tam bir muamma. Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk’un 6 Ağustos'ta istifa etmesine çok üzüldüm. Biraz sebebini araştırınca baskılara dayanamadığını, istediklerini yapamadığını bu nedenle istifa ettiğini öğrendim. Gerçekten Milli Eğitim Bakanlığına yakışıyordu. Ta ki öğretmen maaşları sözüne kadar. Ama bu sözü de bu haftaki yazımın başlığındaki cümleyi kullanan Emrullah Efendi gibi yapılan baskılara dayanamayıp öfkeden kullandığını düşünüyorum. Nedense ülkemizde ben bildim bileli herkes eğitimden anlayıp yorum yapıyor. Gazeteci çıkıyor sanki öğretmenler bu durumdan memnun gibi öğretmenler rahata alıştı diyor. Futbol maçları seyircili oynanmaya başladı, AVM'ler çalşıyor. Çarşı pazarlar insan kaynıyor ama okullar korona yuvası olacak diye herkeste bir korku. Neymiş okulları açmak tehlikeli. ’’Ah şu Okullar olmasa! ’’ her şey güllük gülüstanlık olacak. Neyse aklı selim galip geldi. Nihayet 6 Eylül'de okullar açılacak. Yeni Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in üniversitelerden gelen bir yöneticilik tecrübesi var. inşallah uzaktan kumanda ile çalışmaz. Biz çalıştığımız yıllarda bir iş takvimimiz vardı. Bir öğretim yılı bittiğinde gelecek öğretim yılının planlamasını yapardık. Yıl sonu öğretmenler toplantısında bunu kararlaştırırdık. Eylül ayındaki toplantılarda yeni öğretim yılının nihai kararını verir yeni yıla hazırlıklı başlardık Bugün iş takvimi yukarıdan gelecek haberlere göre şekilleniyor. Gelecek günlerin  korona yüzünden sekteye uğrayacağı endişesi yüzünden herkes tedirgin. Olan anne babaların, hepimizin umudu olan çocuklara oluyor. Bu çocuklar bizim geleceğimiz. Türlü bahanelerle onların önünü kesersek alimallah Afganistan  gibi olabiliriz . Öğrenci artık öğretilen kişi değil, öğretmen rehberliğinde kendi hızında öğrenecek. Kişiselleştirilmiş  ilgi alanları ve güçlü yönlerine, yeteneklerine uygun onları güçlendiren bir eğitime doğru gidiyoruz artık. Öğrencilerimize ; bu öğrenme farkındalığını, kariyer farkındalığını kazandırmalıyız. Öğrenciye kendi hızında öğrenme fırsatını vermeli, başkalarıyla yarıştırmaktan vazgeçmeliyiz. Öğretmen olarak da artık sadece ders anlatarak yetinemeyiz. Öğretme devri bitti, kolaylaştırıcı, rehber ve mentor olma zamanı başladı. Bunun için de sadece okulda, sınıf içinde , dört duvar arasında ya da sadece Zoom ya da EBA üzerinden yapılacak canlı ders anlatımları ile öğrenciye bu geniş öğrenme alanı atmosferini yaratmamız mümkün değil. Bu teknolojik ortamda, Dünya’yı bir avucumuzdaki akıllı telefona sığdırdığımız bu zamanda öğrenme materyallerini kazandıracak dijital öğrenme platformlarını en kısa zamanda inşa etmemiz gerekiyor. Herkese kendi hızında, ilgi alanı, yetenek, güçlü yönlerine göre öğrenme fırsatı veremezsek çocuklarımızdan güçlü yönlerine uygun olarak potansiyellerini göstermesini de sağlayamayız. ’’Kendi çocuklarının potansiyelini değerlendiremeyen toplumlar başkalarının kölesi olur. ’’ Öğretmenlerim, benim tavsiye niteliğinde söylediğim görüşleri siz zaten biliyor ve sürekli kendinizi yeniliyorsunuz. Benim size  ukalalık yaptığımı düşünmeyin sadece dostça tavsiye olarak kabul edin. lkokulda ikinci sınıf öğrencileri fotoğraf çekileceklermiş.Öğretmenleri de onlara çekilecekleri fotoğrafı anlatıyormuş. Ve şöyle söze başlamış: - İleride bu fotoğrafları torunlarınıza, çocuklarınıza göstereceksiniz ve arkadaşlarınızı tanıtacaksınız. Bu Ali, bu Ayşe...O sırada sınıfın hazırcevap çocuğu Abdi bağırır:- Bu da rahmetli öğretmenimiz. Biz artık emekli ,rahmetli olduk bir gün siz de öyle olacaksınız maksat bir eser bırakmak.               

          Değerli Okuyucular, Değerli Öğretmen arkadaşlar,  Mustafa Kemal Atatürk şu sözleri yeni öğretim yılında kulağımıza küpe olmalı :’’Geleceğin güvencesi sağlam temellere dayalı bir eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır. En büyük savaş cahilliğe karşı yapılan savaştır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir...Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. ’’ Sevgili Öğrenciler, Değerli Veliler, okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde tüm özel ve devlet okullarında  20 milyona yakın öğrenci 1 milyondan fazla öğretmen Covid-19 salgınının tüm dünyayı  teslim aldığı dönemde yeni bir savaşa başlıyor. 6 Eylül'den itibaren başlayan bu savaşta, bu yeni dönemde lütfen görevlilere yardımcı olalım. Yarın başlayacak uyum eğitimlerine çocuklarımızı gönderelim. Yapılan duyuruları takip edip, uyarıları dikkate alıp  kurallara uyalım. Özellikle pandemi kurallarını ihmal edip kul hakkına girmeyelim. Şu okullar olmasa demeyip onun büyülü atmosferinden istifade eldim. Okul bilgidir, bilgi gelecektir. Okul dört duvardan daha fazlasıdır ve eğitimin evidir. Okulun gayesi, toplumun muhtaç olduğu tip ve karakterde insanlar yetiştirmek olduğunu unutmayalım. Yeni öğretim yılı  ülkemizde önce sağlıklı, sonra başarılı bir yıl olsun.. Tüm çocuklar mutlu olsun. Sağlıkla, dostça kalın. Hoşca kalın…

            Veli VERGİLİ    :     v.vergili59@hotmail.com      :                     Tel :05064189664

     

    2275 kez okundu.

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

    Yorum yazın
    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.