Yazarlar

SÖZÜ DOST, ÖZÜ DÜŞMAN

İbrahim KORKMAZ

    Niğdeli Ahmet Kuddusi Efendi (1769-1848)'nin;"Seyreyle güzel, Kudret-i Mevla neler eyler,Allah'a sığın,Adl-i Teâla neler eyler."ile başlayan gazelinin diğer mısralarından biri de şöyledir;"Çün zerre vefa bulmadım ihvan-i zemandan,Şol yüzleri dost, özleri düşmandan usandım."Aradan 150 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen insan ilişkilerinde değişen pek bir şey yok. Şurası bir gerçekki; değil 150 yıl, 1500 hatta 2500 yıl geçse de değişen bir şey olmayacak. İnsanlıktan nasiplerini almamışların yüzleri dost görünse de özlerindeki düşmanlık devam edecek.Kuddusi Efendi'nin, zerre kadar dahi vefa bulmadığı "İhvan-i zeman" yani o dönemdeki kardeşleri, arkadaşları, esas deyimle dava arkadaşlarının benzerlerini bugün da etrafınızda çokça görürsünüz. Elbette eski arkadaşlarınızın yanında yenileri de yerini alacaktır. Konumunuzdan dolayı yeni ilişkiler her zaman olacaktır. Ancak dikkat etmek gerekir ki, yenilerin arasında çok ciddi dostlarınız olabileceği gibi, sizi kullanmak ve yönetmek için yeni bir grup daha peyda olacaktır. Gücün sizde olduğunu hisseden, sizi yönetmek ve yönlendirmek isteyen bu yeni ekip etrafınızı anında sarar. Size öyle iltifatlar yağdırmaya başlar ki, ne kadar muhteşem(!) bir varlık olduğunuzun ancak o an farkına varırsınız(!)"Daha önce kendimi nasıl keşfetmemişim(!)" diye hayıflanmaya başladığınız an işiniz bitmiş demektir. İstenilen potaya girersiniz, kendinizi Kaf Dağı'nın tepesinde görmeye başlarsınız. Bu andan itibaren girdiğiniz yolun dönüşü yok demektir. Bir müddet sonra şu veya bu sebeple bulunduğunuz konumu kaybetmeye başladığınızda bu ekibi etrafınızda görmeniz mümkün değildir. Hepsi yeni güç odaklarının peşinde koşmaya başlarlar, sizin tüm zaaflarınızı ortaya dökerler. Sizi toplumun içerisinde gezemez hale getirmek için de ellerinden gelen hiçbir şeyi artlarına koymazlar. Yani, Ahmet Kuddusi Efendi'nin ifadesiyle bunlarda zerre kadar vefa yoktur.Bu asalakları hayatın her safhasında görürsünüz ancak onlar en çok siyasi alandaboy gösterirler. En çok sevdikleri slogan ise şudur. "Kral öldü, yaşasın yeni kral." Hâlbuki ne ölen bir kraldır, nede yerine gelen siz, bir kral olursunuz. Ama önemi yok, hem kraldan eksik neyiniz var ki, onlar da dokuz ayda bu dünyaya gelmişler, sizde. Hatta sizi anneniz on gün kadar önce doğurmamış mıydı!? Bu güruh, sizin ne kadar mükemmel yaratılmış olduğunuzu size çeşitli, süslü cümlelerle ifade ederken, geçmişte etrafını sarmış oldukları selefinizin bütün çamaşırlarını kirli-temiz ayırt etmeksizin ortaya dökerler. Bunu yaparken de hiç yüzleri kızarmaz, tabir-i caiz ise sizi aptal yerine koymakta hiçbir beis görmezler. Siz de eğer, onların sizi sokmak istediği mecraya girerseniz ve bulunmaz "Hint Kumaşı" olduğunuz vehmine kapılırsanız, işte o zaman yandınız demektir.BİR KISSAEfendim, zamanın birinde bir derviş Mehmet varmış. Çok sevdiği şeyhinin dergâhında Yunus misali hizmet eder, bir yandan da Şeyh efendiden zahirî ve bâtıni ilimleri öğrenirmiş. Ama gelin görün ki, bu dergâhın tek dervişi bizim Mehmet'miş. Diğer dergâhlar ağzına kadar dervişan ve ziyaretçiler ile dolup taşar iken, bizim Mehmet'in hizmet ettiği dergâhta kendisi ve Efendi Hazretlerinden başka kimsecikler yokmuş. Ara sıra bazı meraklı misafirler gelir, sohbet ve zikir halkalarına katılır, yiyip içip giderlermiş. Diğer dergâhların dervişleri, zavallı Mehmet ile devamlı alay ederlermiş. "Bırak şu şeyhi de bizim dergâha gel, eğer o gerçek şeyh olsaydıdergâhınız bizimki gibi her gün dolup taşardı, senin şeyhin keramet ehli olsaydı tek dervişi sen olmazdın" der ve derviş Mehmet'i sıkıntıya gark ederlermiş. Bu durumdan son derece muzdarip olan Mehmet, ara sıra şeyhinden keramet göstermesini ve dergâhındolup taşmasını sağlamasını istese de Şeyh Efendi: "Boş ver evladım sen kuru kalabalığı. Dersine çalış, Allah katında mertebe kazanmaya gayret et. Etrafındaki insanların kalabalık olması ve pohpohlamaları seni aldatmasın" diye nasihat edermiş. Edermiş etmesineama Mehmet'in içindeki sıkıntı da bir türlü geçmek nedir bilmezmiş.Efendim, bizim Mehmet'in sızlanmaları artık öyle bir hal almış ki, Şeyh hazretleri bakmış olacak gibi değil, "Hadi seninle şöyle pazar yerine doğru bir gezinti yapalım" demiş. Kalabalık bir pazar yerinde gezerken, kolunun altında güzel bir çil horoz taşıyan çocuk görmüşler. Şeyh Efendi; "A benim evladım ne de güzel horozun var, ver biraz seveyim" diyerek çocuğun elinden horozu almış ve kafasını çekip koparmış. Kanlar içerisinde çırpınan horozu gören çocuk basmış feryadı. Dolayısıyla feryadı duyan herkes toplanmış Şeyh ile Mehmet'in başına. Her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Bağıran, söven, tartaklamaya yeltenen, nasihat eden. Şeyh efendi bakmış durum vahim, keramet göstermiş, "Bismillah-i Allah-u Ekber" demiş ve horozun kopan kafasını tükürüğü ile yerine yapıştırmış. Horozun kanat çırparak öttüğünü gören bütün ahali şaşkınlık ve sevinç içerisinde çığlıklar atmaya başlamış. "Keramet, keramet, bu adam gerçek bir Allah dostu" diyerek ellerine ayaklarına sarılmak istemişler. Şeyh Efendi: "Yürü oğlum, uzaklaşalım buradan" diye bağırmış Mehmet'e. Hızla dergâha doğru yola koyulmuşlar. Bir tepede bulunan dergâhın önüne geldiklerinde birde ne görsünler? Bırakın şehir ahalisini, haberi alan diğer dergâhlara mensup dervişler de dergâhı doldurmuşlar ve Şeyh Efendiye intisap etmek için sıraya girmişler.Bizim Mehmet'in mutluluğuna diyecek yok. Şeyhinin keramet sahibi olmasından ve herkesin dergâhı doldurmasından müthiş bir manevi zevk almaya başlamış. Ama gel gör ki dergâhın kendisinden başka öz dervişi olmadığı için misafirleri ağırlamak ve her türlü hizmeti yapmak ona düşmüş. İlk zamanlar hizmetten büyük zevk alan Mehmet, kısa sürede uyku uyuyamayacak hale gelmiş. Kalabalık misafirlere her daim hizmet etmek onu canından bezdirmeye başlamış. Utancından şeyhine de bir şey söyleyemiyormuş. Durumu anlayan Şeyh Efendi,Mehmet'i yanına çağırmış ve: "Git çarşıdan bir koyun tulumu al ve gel" demiş. Mehmet tulumu satın almış ve Şeyh Efendiye vermiş. Tulumu şişiren Şeyh Efendi onu şalvarının içine yerleştirmiş. Bir müddet sonra büyük bir cemaat ile namaza durmuşlar. Şeyh Efendi rükûa ve secdeye giderken bacaklarının arasına sıkıştırdığı tulumdan acayip sesler çıkmaya başlamış. Bunu duyan cemaat: "Şu adama bakın! Hem namazda yelleniyor, hem de abdestsiz namaz kıldırıyor, bunamış bu adam" diyerek namazı ve ardından dergâhı terk etmişler. Namazı bitirip selam veren Şeyh Efendi geriye döndüğünde arkasında sadece sadık dervişi Mehmet'i görmüş. Diğerleri dergâhı terk edip gitmiş. Mehmet'i yanına çağırmış. Gülümseyen bir yüzle: "Bak evladım, bir tükürükle gelenler, bir yellenme ile gitti" demiş.BİR HİSSEUzun söze ne hacet dostlar. Sizden keramet uman ve etrafınızı saranlara sakın aldanmayın. Kerametinizden şüphe ettikleri an sizi hemen terk edeceklerdir. Ve siz yine eski sadık dostlarınızla baş başa kalacaksınız. Eğer siz de kerametinizin(!) büyüsüne kapılıp etrafınızı saranların gazına(!) gelirseniz yandınız demektir. Hele hele keramet umarak etrafınızı dolduranları gerçek dost zannederseniz ve eski dostlarınızı terk ederseniz o zaman durum daha da vahim demektir.Ebu Müslim Horasanî,Emevi saltanatının yıkılmasını yorumlarken ne kadar güzel bir tespitte bulunmuş;"Onlar dostlarını kendilerinden uzak tuttular, şerrinden emin oldukları düşmanlarını ise kazanmak için kendilerine yakın tuttular. Yakın tuttukları düşmanları dost olmadı, ama uzak tuttukları dostları düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu."TAVRIMIZEtrafımızın büyüsüne kapılarak eski dostlarımızı terk etmeyeceğiz. Kınayanların kınamasına aldırmadan eski dostlarımıza vefa göstermeye devam edeceğiz. Kendimizi Kaf Dağı'nda görmeyeceğiz. Elit olmayacağız. Halkımızın üzerinde bir statüye sahip olmadığımızı aksine onun sıradan bir hizmetçisi olduğumuzu aklımızdan çıkarmayacağız. Bizi yüzümüze karşı övenlere karşı her zaman temkinli olmamız gerektiğini hiç ama hiç aklımızdan çıkarmayacağız. Görevimiz (kerametimiz!) bittikten sonra halkın arasında rahat dolaşabilmek istiyorsak şimdidenonlar gibi bir yaşam tarzını kendimize şiar edineceğiz.Kısacası; "OLDUĞUMUZ GİBİ GÖRÜNECEĞİZ, GÖRÜNDÜĞÜMÜZ GİBİ OLACAĞIZ" vesselâm.Derin Muhabbetlerimle.

    13761 kez okundu.

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

    Yorum yazın
    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları